hak hukuk adalet tek isteğimiz bu

23/5/2008 - ARTIK SUSMAK İSTIYORUM

                    

 

ARTIK SUSMAK İSTIYORUM

huzur ve tahyyülü

 katlanmak sevinçten

bir katre umut

Yürekte bir şerare;nar'a giden

uzanmak......

alamamak hiç birini

düşmek yeniden zifiri karanlığa

bir başlangıca bile yaklaşamamak

anlık bir deneyim huzur

göz yaşlarıyla son bulan

işte bugün yine hüsran

ve yine boynun bükük

kelimeler yetersiz

cümleler anlamsız

nasıl bir ahval

ne renk ruh dünyan

gül  kurusu!!!

kurumuş bir gülün en kara noktası

batan bir gemının

fırtınayla sefer dönüşü

kör kuyudan bir lahza bakış kuyuya uzanan

kafiyesiz şiirler

bitirilmeyen bitmeyen yitik cümleler

anlam bulur mu sende?

hangi şarkı anlatır şimdi

hangi ilaç tesir eder

yok yok iştee.....yine sonuçsuz bir arayış

sade ve sadece yok oluş

bakışlarının düştüğü noktada kayboluş

mütevazi tebessüm

pejmurde bir ruh

hicran dolu titreyiş

mahsun bir yaşam ve buruk bir ölüm

suskunca sonsuza gidiyorum

 
 davasının kıyam eri olanlara  selam olsun ........

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

23/5/2008 - İsRaF

                                                             

Eger dosta ve düsmana iyi görünmek istersen ömrünü düzensiz geçirme, bos yere harcama. Ömrü bosa geçen, avamdan sayilir. Öyleyse kendi isinin düzenini iyi koru.

Çok sakalasma. (Saka serrin kilavuzudur, savas sakadan kopar) derler. Ama iyi sakalar yapabilirsen yap, iyi saka yapmak ayip ve günah degildir. Saka iyidir, ama saçma sapan saka yapma. Sakayi senden asagi kisilerle yapma, tâ ki itibarin eksilmesin. Çok saka yapan hafife alinir, sakanin fazlasi, insanin degerlerini giderir ve kötüleri, aleyhine cesaretlendirir. Sakalasmayi o derece ayarla ki, yemege atilan tuz gibi olsun. Yemege atilan tuz, çok olunca yemegin lezzetini nasil giderirse, saka da öyledir. Azi karar, çogu zarar. Çok az olursa gönlümüzün nesesi yerine gelmez. Saka, gönüldeki donuklugu ve o ise karsi dogan bikkinligi giderecek kadar olmali.

Eger sakayi terk edemiyorsan bari kendi akraninla yap, tâ ki onlarin sözü sana agir gelmesin.

Çok saka insanin bütün hünerini hor eyler, kisi ne kadar agir basli ve hünerli olursa olsun, adi mizahla ugrasirsa, hafif ve itibarsiz olur. Çünkü sen ne söylersen, ister istemez cevabini isitirsin. Sen baskasina ne yüklersen, sana da o kadar yük gelir.

***

Ne kazanirsan dogru ve uygun yerden kazanmaya çalis, tâ ki oradan kazandigin içine sinsin. Kazancini telef etme, dagitma; yani olur olmaz yere harcama. Mali saklamak kazanmaktan daha güçtür. Çünkü parayi çok kisi kazanir, ancak saklamasini, harcamasini bilmedigi için yine de cimrilikten kurtulamaz. Çalis, dünyalik biriktir. Eger bir gün ihtiyacin olursa, toplayip biriktirdiginle istedigini satin alirsin. Sonra çalis ki, o harcadigin kadarini yerine koyasin. Eger hep keseden yersen, aldiginca yerine koymazsan, Karun kadar malin olsa da çabucak yok olur.

Gönlünü bir seye simsiki baglama. Eger o sey ansizin elinden giderse üzülmezsin. Yani zenginlige büsbütün "Bana kalsin" diye gönül baglama. Eger basina yoksulluk gelirse, üzülüp gönlün daralmasin. Eger malin çok olursa, bir gün yoksul olacagini düsün, o mali ihtiyatla, ölçülü harca. Çünkü ölçülü harcayinca mal ne kadar az olsa da sonunda bir sey kalir, ama ölçüsüz harcayinca mal ne kadar çok olursa olsun sonunda hiçbir sey kalmaz. (Zahmetle saklamak, zahmetle istemekten iyidir) demislerdir. Eline degeri az olan bir sey geçerse, bundan ne olur deme, onu saklamaya çalis. Çünkü degeri az olan seyi saklayamayan degeri çok olani hiç saklayamaz.

***

Hangi isi yaparsan yap, tembel davranma. Tembellikten utan, tembellik bahtsizligin basidir. Her ise emek ver. Emek verilen isin sonu, tembellikten iyi olur. Çünkü emek vermekle elde edilen, ne kadar çok olursa, tembellikte de o kadar eksilir. Yazik degil mi, bir anlik emek yüzünden elde edilecek seyi tembellik yüzünden yitiresin. Öyleyse geri durmak akillica bir is degildir; yoksa muhtaç olarak yasarsin. Bilmis ol ki, muhtaç olduktan sonra, "Ah n'olaydi emek çekseydim, tembellik etmeseydim, simdi lâzim olan seyi elde etseydim" deyip pisman olmanin faydasi olmaz.

Çalis ki emeginin neticesini yine sen yiyesin, tâ ki emegin bosa gitmesin. Sende degerli bir sey varsa ve birisi o sevdigin seyi senden isterse, eger lâyiksa ondan esirgeme. Çünkü ne olursa olsun, kisi mezarina bir sey götüremez. Harcamani gelirine göre yap, tâ ki yoksulluk atesi sana yol bulamasin. Elinde olanla yetin, çünkü kanaat ikinci zenginliktir. Sakin açgözlü olma. Çünkü sana yük olacak sey nerede olsa yetisir.

***

Israf etme. Israfi hos görme, kötü bil. Çünkü israf Allahü teâlânin sevmedigi seydir. Onun sevmedigi sey kullar için ugursuzdur. Allahü teâlâ (Israf etmeyin, Allah israf edenleri sevmez) buyuruyor. Madem ki Allahü teâlâ müsrifi sevmiyor, sen de israfi sevme. Her felaket bir sebepten dolayi gelir. Yoksulluk da bir felakettir ve onun sebebi israftir. Israfin fakirlikten baska sonucu yoktur. Insanin kendi ihtiyaci için harcadigi sey israf degildir. Israf, gereksiz yerlere harcanan seydir; ne dünyasina, ne de ahiretine yaramayan seydir. Sözde, sohbette, yemekte, içmekte ve her bir iste israf iyi degildir. Çünkü israf, teni eritir, nefsi incitir, cani daraltir ve diri insani öldürür. Devamli israf ederek rizkinin kapisini üstüne kapama. Gücün yettigince kendini hos tut, kendi isin için gerekli harcamadan kaçinma. Bir sey senin için ne kadar aziz olsa da, kendi canindan daha aziz olmasin. Kisacasi, elde ettigini ölçüyle harcamaya çalis.

Dünyada iki sey vardir: Halk birinden kaçar, öbürünü sever. Biri zahmet, digeri rahatliktir. Ama ikisi de insana gereklidir. Çünkü zahmet çeken rahata erer, rahat yasayan zahmete ermedikçe olmaz. Bugünkü zahmet yarinin rahatidir, yarinki rahatlik da önceki günün zahmetidir. Ne elde edersen, ikisini harca, ikisini sakla. Ne kadar ihtiyacin olursa olsun bundan fazlasini harcama, zamanla birikir, bir zaruret aninda ihtiyaç olur. Iste o her gün artani biriktir ve küçük bir ihtiyaç için ona dokunma, onu unut. Biriktirince böyle biriktirmek gerekir. Eger yaslanmadan ölürsen "Hayirli kisiydi, mirasçisina bu kadar miras birakti" derler. Yaslanirsan zaten isten güçten kalirsin, o zaman bu biriktirdigin sana destek olur.

Borç edinme, bir seyini rehine koyma. Buna benzer islerden dolayi halk içinde hor ve itibarsiz görülürsün. Öyleyse bu isleri kendine büyük günah bilmelisin. Bir dostuna ödünç vermissen, artik ona malimdir deme, o parayi o dosta bagisladin farz et. O dostun kendiliginden vermedikçe isteme, tâ ki gecikmesi sebebiyle dostluk bozulup kesilmesin. Çünkü borcun gecikmesi, dostu çabuk düsman eder, ama düsmani dost etmek güçtür. Düsmani ve dostu bilmemek çocuklarin isidir. Dostu düsmandan ayirmak ve akillica davranmak gün görmüs yaslilarin isidir. Elinde olandan ihtiyaç sahiplerine vermeyi esirgeme. Kimsenin malina da tamah etme ki, halkin gözünde büyüyesin. Kendi malini kendinin, elin malini da elin bil.

***

Dogru için de olsa, yemin edici olma, çok yemin edici olarak taninma, tâ ki mecbur kalip da yemin edersen yeminine inansinlar. Her ne kadar zengin olsan da güvenilir, dogru sözlü ve iyi isim yapmis olmazsan kendini yoksul bil. Çünkü yalan söyleyenlerin ve kötü isim yapmis olanlarin sonu yoksulluktur. Kimseyi aldatmamaya çalis ve sakin aldanma, hele alis ve veriste. Çünkü insan alis veriste çabuk aldanir.

Bütün islerde sabirli ol, aceleci olma. (Sabretmek ikinci akilliliktir) demisler. Yani bir kisinin ne kadar akli olursa ve bir isini sabirla islerse, akli o kadar çok olur.

Her iste kendi isinden habersiz olma, gafillik ikinci ahmakliktir. Yani gafil olan kisi ne kadar akilsizsa, ahmakligi ve akilsizligi bir o kadar daha artar. Sonra her iste bezgin olma, bezginlik ikinci cahilliktir. Eger sana is ve güç kapansa, tezce isini açmaya çalis, isin düzelmeye yüz tutuncaya kadar sabret, çünkü hiç bir is aceleyle iyi olmaz.

***

Eger ev almak istersen öyle bir yerden satin al ki, o mahallenin halki iyi kisiler olsun. Önce komsularina bak evini al, (Önce komsu, sonra ev) demislerdir. Evi alinca komsuna çok hürmet et. Mahalle halkiyla iyi geçin, hastalarini sor, ölüsü olana bassagligi dile, cenaze merasimine katil. Komsunun sevinilecek bir isi olursa sen de birlikte sevin, eger üzülecek bir isi varsa sen de birlikte üzül. Imkânin ölçüsünde komsuna hediye ver, yiyecek giyecek gibi... Çünkü sen komsularinla iyi geçinecek olursan, o mahallenin ileri gelenlerinden olursun. Komsunun çocugunu görünce sev, oksa, mahallenin yaslilarini agirla ve hürmet et.
alıntıdır!

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

20/5/2008 - DuA....

                                  

Ya Rab.
bizlere
Hz İbrahim as. teslimiyetini,
Hz Eyyub ve Yakup as.. sabrını,
Hz Yusuf as. iffetini...
Hz Muhammed sav merhametini ve güzel ahlakını bizlere nasip eyle..
Kuran Ahlakıyla ahlaklandır..
Kuran-ı bize, bizi ona aç inş..
amin..

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

20/5/2008 - Meryem misali

                               

Meryem misali susmalıyım belkide...

RAHMAN VE RAHiM OLAN ALLAHADINA

Meryem misali susmalıyım belkide. Kefenleyip tüm kelimeleri, cümleleri, mısraları öylece gömmeliyim Mısır'ın zulüm abidelerine. Asiye'ce soyunup nefsimden Hira'nın tenhalığına çekilmeliyim sonra. Kalbime inmeli KiTAP harf harf... Meryem'i anan zihin Yusuf'tan öğrenmeli titreyen yüreğinden yüz çevirmeyi. Nuh'un sabrını, Zekeriya'nın duasını, Yunus'un pişmanlığını, ibrahim'in dostluğunu zerk etmeliyim çağın zehirlediği damarlarıma. Düş kurmayı ergen çocuklara bırakıp, bilenmeliyim savaşçıların alınlarındaki kanın keskinliğinde. Günah benliğime her değdiğinde Uhud'a dönmeli yüreğim. Habib'in kırılan dişi kıyametim olmalı. Ruhum sınanmalı Tebuk'te. Arınmalı Kerbela'da. Ve canım "razı olarak ve razı olunarak" kavuşmalı veda hutbesinin şahidine...

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

20/5/2008 - aCıLaRıN aÇTıĞı

                                 

Gurbet gömlek gömlek… Yalnızlık katmer katmer… Avuç içleri açıkta, yürek yağmalanıyor… Gönül hüzünle örtülü…
Yalnızlık denizinde yüzmeyi bilmiyorsan, öğrenmekten başka çaren var mı? Yakın kim? Sevgili ne kadar sayar? Aşk ne işe yarar?
Kalp kaynamadan hikmet taamları nasıl pişer? Öyle acı ateşler vardır ki ancak kalp bilir tadını. Kim nasıl tarif edebilir onu? Kelimeler kaybolur, sözler sükût eder, sazlar kırılır acıdan…
Sen varsındır, bir de senle beraber kederin… Kelimesiz ve sessiz konuşursun kederinle… Kimse duymaz, kimse görmez seni… Gecenin koynunda iniltilerle inliyorsundur…
Kesret kanatır yaralarını… Kalabalıkların kabullenişi kandırıcıdır… Araftasındır… Kaçmak istersin de kaçamazsın Kaf dağlarının ardına…
Yollar kıvrılır durur önünde… Düğüm düğüm döner uzayıp giden günler… Bir ağaç ararsın gövdesine yaslanacağın, gölgesinde serinleyeceğin… Sıcak rüzgâr kumuyla vurur yüzüne…
Yüzün yere eğik yürürsün gündüz ve gecede… Gece ve gündüz eşittir şavksızlıkta… Gün ışığında kandil de olsa elinde bir işe yaramaz… Leylasızsındır Mecnun çöllerde…
Göğe bakarsın, bakışların Ay’sız yere düşer… Tesellisizdir yıldızlar… Siyahî bulutlar gezinir üstünde, sığınacak sıcak bir sevgi, saracak bir şefkat ararsın… Üşürsün…
Bülbüller çile çınlatır kulaklarına… Gözlerin görmez olur gül güzelliğini… Ellerin kanar çiçek dikenlerinden… Düşüncelerin darmadağın… Duyguların durgun ve donuk…
Hikmet açlığından yüreğine taş bağlayasın gelir, sökecek bir taş bulamazsın… Baka kalırsın yol üstünde… Yürümeye mecalin yoktur… Kalkıp koşmak istersin, kayarsın…
Her yeri karamsarlık karanlığı mı kaplamış? Hiç mi ışık yok? Yollar bitmiş, her şey tükenmiş mi? Kalp kimsesiz mi? Kapılar kapalı mı? Sevgi serap olmuş, şefkat kaçmış mı? Vefa ulaşılamaz mı olmuş? Dostluklar tüketilmiş, hoşgörü hiçliğe mi atılmış? Anlayışlara duvar mı örülmüş?
Ne arıyorsun, nerede arıyorsun? Karanlık olmadan ışık, hastalık olmadan şifa, dert olmadan deva, sıkıntı olmadan ferahlık bilinebilinir mi? Bilinirlik bilinmezlik örtüsünün altında… Zıtlar dünyasının izafiliğinde üzülüp sevinmiyor muyuz?
Görünmek isteyen Rahmet, dert, keder olmadan nasıl bilinecek ve görülecek? Keder kader değil, asıl keder kaderi kabullenememek… Rahmeti itimat onun celbine vesile, tenkit ise terkine…
Her şey geçicilik nehrinde akarak eriyor… Nehir ne kadar çağlasa da sükun denizi hepsini yutuyor… Ömür uzun değil, ölüm uzak değil… Uzun olan elemlere götüren emeller…
Yerin renkli çiçekleri kara topraktan, göğün aydınlık yıldızları karanlıktan çıkmıyor mu? Yıldız ve çiçeği buluşturan yakınlık, görmeyi “görmek”le mümkün… Karanlıkta hikmet ışıkları çakabiliyorsan gurbet gömleği vuslat elbisesine dönüşüyordur…
Yalnız olan yalnızlıktır… Kainat sevgi hamurunda şefkatle yoğrulmuşsa küreler ve kalp birbirinden uzak değildir…Sonsuzluk soluklarımız kadar yakındır…
Kabuğunu kırmayan çekirdek çürümeye mahkumdur… Kalp kabuğunu kırmadıkça, dert yalnızlığında yokluklara yuvarlanacaktır…
Kabuk acı ile çatlar, sonrasında şefkat gövdesi sevgi dalları üzerinde hikmet meyveleri görünür… Böylesi bir ağaç olmak için acıya sabır, kedere kabullenmek gerekiyor…
Bir acı çekirdek yüzlerce tatlı meyveye “meyve” veriyor… Toprak altında yalnız olan çekirdek, göğün göğsüne sevgi ve şefkat nişanesi olarak asılıyor…
Acıların açtığı kapıdan sabırla yürüyen, ömür ağacında sonsuzluk meyvelerini yetiştiriyordur… Üzüntüler üzülmeye değmez… Hadi tevekkülle gül, o da gülsün…

HüSeYiN eReN

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

haksızlığa karşı mücadele bizim için cihattır...

Kategoriler

Arkadaşlarım

nurdostu
resulevuslat
sessizciglik1
nasibim
kardelensiz
ucurumcicegim
rufeydem
onlyjustice
vuslatameftun
islamameftunlar
sevimfeyza

Esma-ul Husna
sitene ekle


<